Prof. Dr. Kerim Güler: Hipertansiyona Bağlı Mortalite Kanserden Fazla
Prof. Dr. Kerim Güler: Hipertansiyona Bağlı Mortalite Kanserden Fazla

PROF. DR. KERİM GÜLER, YAPILAN METAANALİZLER SONUCUNDA HİPERTANSİYONA BAĞLI ÖLÜMLERİN KANSER ÖLÜMLERİNE NAZARAN DAHA YÜKSEK BİR ORANDA OLDUĞUNU BELİRTİYOR.

“ASCOT, UKPDS, ALHATT gibi her biri yaklaşık 20 bin kişi üzerinde yapılan klinik çalışmalarda, istenilen tansiyon değeri 130/85 mmHg değerine ulaşabilmek için hastalarda en az üçlü kombinasyon kullanılmıştır.”

Diyabet, kardiyovasküler ve çeşitli serebrovasküler hastalıklar, damar hastalıkları ve hipertansiyon neredeyse birlikte seyreden uzun vadede orta-ağır klinik tablolarla sonuçlanan bir yol izliyor. Hipertansiyonun erken dönemde kontrol altına alınması, hem hekimin karşılaşacağı hem de hastanın yaşamak zorunda kalacağı sıkıntılı süreçleri çoğu zaman ortadan kaldırıyor ve genellikle erteliyor.
Ülkemizde prevalansı hızla artan hipertansiyon ve tedavisine yönelik yenilikler konusunda Prof. Dr. Kerim Güler ile görüştük. Prof. Dr. Güler, günlük yaşam pratiğinde gözden kaçabilen basit alışkanlıklarda değişikliğe gidilmesiyle bile hipertansiyon ve ona bağlı komplikasyonlarda düzelme sağlanabileceğini belirtiyor.

TÜRKİYE’DEKİ HİPERTANSİYON SIKLIĞININ SON YILLARDA ARTMASI SİZCE NEYE BAĞLI?

Hipertansiyon sadece Türkiye’de değil tüm dünyada artış gösteren bir hastalık, çünkü ne yazık ki hipertansiyonun oluşmasında etkin risk faktörlerine karşı herhangi bir önlem alınmıyor ve bu yüzden de risk faktörlerinin sayısı giderek artıyor. Örneğin hareketsizlik; tüm teknolojik gelişmeler hareket etmemizi engelleyecek şekilde yol alıyor. Bu yüzden aşırı kilo alma, yağ metabolizmasının bozulması, diyabete davet çıkarma ve hipertansiyon tüm dünyada tırmanışa geçmiş durumda.

Hipertansiyona bağlı ölümler Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2002 verilerine göre dünya genelinde 17 milyon kişiyle sınırlı iken 2020 yılında yine DSÖ verilerine göre bu rakamın 20 milyona ulaşması bekleniyor. Keza Türkiye’de yapılan TEKHARF çalışmasına göre genç bir nüfus olmamıza rağmen yaklaşık beş milyon erkek ve altı milyon kadında hipertansiyon tespit edildi. Türk Böbrek Vakfı’nın yaptığı çalışmalarda ise kadınlarda hipertansiyon görülme oranının % 36 olduğu belirlendi. Tüm nüfusta hipertansiyon görülme olasılığı ise % 32 düzeyinde. Kısaca ve kabaca söylemek gerekirse ülkemizde her üç kişiden birinde hipertansiyon var. Üzülerek söylüyorum ki kötü beslenme ve kötü yaşam alışkanlıkları sürdürülmeye devam ettikçe hipertansiyon tedavisinde başarı sağlanması zorlaşıyor.

BU ARTIŞA NASIL YAKLAŞMALI; NE ZAMAN ÖNLEM ALINMALI VE TEDAVİYE BAŞLANMALI?

Hipertansiyon önemli bir konu; her şeyden önce halkın ciddi anlamda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Bu hastalıkta ilaç tedavisine başlamadan önce yaşam şeklinin değiştirilmesi gerekir. Kişiler ideal kilolarına inmeli, sigara mutlaka bırakılmalıdır. Yapılan çalışmalarla 10 kilo kaybının sistolik tansiyon oranında 20 mmHg’lik düşüş sağladığı görülmüştür. Kilo kaybı sağlandığı anda, hastanın herhangi bir ilaç kullanmasına gerek kalmadan hipertansiyondan kurtulma şansı söz konusu. Önemli bir başka unsur da alkol tüketimi. Bir ay içerisinde alkol tüketimi tamamen bırakıldığında hipertansiyonun 5-10 mmHg düştüğü gözlenmiştir. Hipertansiyon risk faktörlerini kontrol altına almanın en basit yolu yürüyüş yapmaktır. Haftanın her günü, 45 dakika boyunca, taşikardi yapmayacak bir tempo ile yürümek yeterli.
Çok önemli bir başka husus da ülkemizdeki aşırı tuz tüketimi... İnsanın normal günlük tuz tüketimi aslında 6 mg ama Türkiye halkında bu oran 18 mg’a çıkıyor. Bir acı gerçek de, hipertansiyon olduğunu bilen ve tuzsuz yediğini söyleyenlerde bu oranın 16 mg olması. Toplum olarak ekmek tüketimimiz çok fazla ve o ekmeğin içerisinde de tuz var. Türk Nefroloji Derneği’nin yaptığı çalışmalarla ispatlandığı üzere sırf ekmek tüketimi ile vücuda giren tuz miktarı hayli fazla. Akdeniz diyeti ile beslenen ülkelerde hipertansiyon görülme sıklığı çok az ancak ülkemizde bu diyet ne yazık ki çoğunlukla Ege bölgesi halkları tarafından benimseniyor. Bu beslenme tipinin genele yayılması gereklidir. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenme, katı ve hayvansal yağlardan uzak pişirme yöntemleri uygulanmalıdır.

Halkımızın bir başka özelliği ise hipertansiyonu hafife almaktır; “Benim tansiyonum asabi”, “Başım ağrıdığında ilacı alıyorum”, “Küçük tansiyonum iyi”, “Babamda da tansiyon vardı”, “İlaçların yan etkileri çok fazla”, “Rejimle hallederim bu işi” gibi sözlerle hipertansiyona inanmadıklarını, ondan korkmadıklarını ifade ediyorlar. Biz hekimlerin bu yanlış düşünceleri kırmak için hastalara vakit ayırıp, risk faktörlerini iyice anlatmak gibi bir sorumluluğu da var. Bunu başardığımız takdirde Türkiye toplumunda hipertansiyon görülme oranında ciddi bir düşüş sağlanacaktır. Siz istediğiniz ilacı verin, hasta yaşam kalitesini artırıp alışkanlıklarını değiştirmezse, “ilaç alıyorum nasılsa” deyip aynı beslenme ve yaşama modelini uygulamaya devam ederse hiçbir tedavi başarısı yakalamak mümkün olmaz.
Hipertansiyon tanısı koymak açısından çok dikkat edilmesi gereken husus, tansiyon ölçme kriterleridir. Hasta rahat olmalı, o gün kafein almamalıdır. Bizim toplumumuzda sık görülen bir özellik de kış günlerinde üst üste giyinmektir; bu durum brakiyel arter seviyesinde baskı yaratır ve yanlış ölçüm yapılmasına neden olur. Bu şartlar sağlandıktan sonra yine tansiyon 140/90 mmHg’den yüksek çıkıyorsa her hekim hastadan idrar tetkiki istemeli, hastanın EKG’sini almalıdır. Hipertansiyon bugün için bir endotel hasarı demektir. Endotele en rahat ulaşabildiğimiz organ gözdür. Göz dibine bakıp hipertansif retinopatinin dört evresinden birine ilişkin bulgu araştırmak da önemli bir hipertansiyon ayırtmanıdır. Ancak tanı konduktan sonra tedavi seçenekleri araştırılabilir.

KOMBİNE TEDAVİYE SİZCE NE ZAMAN BAŞLANMALI?

Tansiyon hekim veya sağlık personeli tarafından bir kişinin yaşamı boyunca yapılan üç ölçüm sonucunda 140/90 mmHg’den yüksek sonuç elde edildiyse, bu kişide hipertansiyon var demektir. Tedaviye de o zaman başlamak gerekir. Hipertansiyon hangi aşamada olursa olsun temel prensip, hastanın ölçümleri 140/90 mmHg’den yüksek ise ilaç tedavisine başlamaktır. Bu nokta çok önemli… Risk faktörleri de tam burada devreye giriyor. Tansiyon ölçümü 140/90 mmHg olan bir hasta grubunda yaşam alışkanlıklarını değiştirmek hastalığı tedavi edebilecekken, aynı ölçüm değerlerine sahip başka bir hasta grubunda mutlaka ilaç tedavisi uygulanması gerekebilir. Diyabetikler, kalp ve böbrek hastaları bu ikinci gruba dahildir ki bu özellikleri taşıyan hastalarda tansiyon ana hedefi 120/80 mmHg olmalıdır. Lipid değeri yüksekliği, sigara tüketimi, kötü beslenme, alkollü içki tüketimi, böbrek, kalp, beyin ve gözlerin etkilenmiş olması gibi belirtiler tansiyonun hastayı ciddi oranda etkilediğini gösterir. Mutlaka tedaviye başlanması gereken bu hasta gruplarında kombine tedavi uygulanması şart.

HİPERTANSİYON TEDAVİSİNDE LOSARTANIN KLİNİK ETKİNLİĞİ ARTIK KANITLANDI. HANGİ DOZUN, NE ZAMAN TERCİH EDİLMESİ GEREKİYOR?

Hedef organ hasarı hipertansiyon tedavisinde son derece önemli bir karar aşamasıdır. Böbrek ve kalp gibi organlarda görülen hasarlara bağlı olarak tedavi kararı verilir. Daha önceki kılavuzlarda her hasta için aynı tedavi modeli öneriliyordu ancak günümüzde tedavi kılavuzlarına göre her hastanın risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve ona uygun tedavinin seçilmesi gerekiyor ancak bu konuda da kesin kriterler var. 140/90 mmHg ve üzeri tansiyon değeri temel risk faktörüdür ve ilaç tedavisi endikasyonudur. Bu noktada doğru tedaviye başlanmadığı takdirde hekimin başına hukuki sorunlar açılabilir. Bugün için renin anjiyotensin tedavisinin hipertansiyondaki getirileri birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Bu nedenle renin anjiyotensin sistemi baskılanmadan hipertansiyon tedavisi uygulanması şu andaki bilgilerimiz ışığında yanlış tedavi gibi algılanabilir. Hedef organı korumak ana prensibimiz olduğu için renin anjiyotensin reseptör blokerleri ve ACE inhibitörleri tercih edilir. Bu sayede böbrek ve kardiyovasküler anlamda geriye dönüş sağlanabilir. Losartan etkin maddesi de bunlardan biridir. Örneğin, LIFE çalışmasında bir beta blokerle karşılaştırılan losartanın sonuç olarak kardiyovasküler olaylarda, miyokard infarktüsünde ve yeni diyabet gelişiminde anlamlı bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. ASCOT, UKPDS, ALHATT ve benzeri gibi yaklaşık her biri 20 bin kişi üzerinde yapılan klinik çalışmalarda istenilen tansiyon değeri 130/85 mmHg bile olsa, hastalarda en az üçlü kombinasyon kullanılmıştır. Bu da bize riskli hastalarda tek ilaçla tansiyonu düşürmenin son derece güç olduğunu gösterir. Altını çizmek istediğim bir husus da, hipertansiyon tedavisinde sağlanan birkaç derecelik düşüşün bile hasta sağlığı üzerinde olumlu etki sağlaması. Metaanalizler 2 mmHg’lik bir düşüşün, serebrovasküler olay riskini % 7 oranında azalttığını gösteriyor. Bu sonuçlar dikkate alındığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; kanser ölümleri hipertansiyona bağlı ölümlerin yanında sayıca çok daha az...

EN YÜKSEK DOZ KOMBİNASYON TEDAVİSİ, HASTALARIN YÜZDE KAÇINDA KULLANILIYOR?

Yapılan çalışmalara dayanarak artık yüksek doz tedavisini rahatlıkla uyguluyoruz, çünkü bu çalışmalar hastada yan etki çıkmadan hedefe çok daha rahat ulaşıldığı ve komplikasyonların nadir görüldüğünü ortaya koyuyor. Riskli hasta gruplarında yüksek dozlara çıkmaktan kaçınmamak gerek. Ancak her sağlık biriminin yüksek riskli hasta görme sayısı farklı olduğu için genel bir yüzde vermem pek mümkün değil. Bizim gibi üniversite hastaneleri son basamak olduğu için açıkçası çok yüksek riskli hastaları görüyoruz ve oranlarımız diğerlerine göre daha fazla.

Doz artırımı ile ilgili yapılan çalışmalar yan etki konusunda anlamlı bir fark olmadığını gösteriyor. Bu ilaçların etki edebilmesi için büzülmüş, hasar almış bir damar olması gerekiyor. Böyle bir damar yoksa hasta normotansif bir şekilde ilaca devam edebiliyor. Losartanın aralarında bulunduğu ilaç grubu Türk Nefroloji Derneği’nin yaptığı çalışmalarda, Türkiye’de diüretik kombinasyonları içerisinde birinci sırada etki eden ilaç grubunda yer alıyor.

PROF. DR. KERİM GÜLER
İstanbul Üniversitesi
İstanbul Tıp Fakültesi
İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı

Yayınlanma: 12.9.2009 | Görüntülenme: 8841
    Yorum Abonelik
    Oyla!
    Etiket Ekle
    Etiket:

    Kullanıcı:
    Parola:
    Yeni Üyelik Parola Hatırlat

    Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Kullanım Şartları | Gizlilik Politikası



    radyo dinle aşı takvimi podcast tips blog video blog kongre online dinle peaceful videos music videos blog klip şarkı sözü lyrics videos ilahi ezgi dinle