Prof. Dr. Ferhan Öz: Antibiyotikler Diğer İlaçlara Benzemez
Prof. Dr. Ferhan Öz: Antibiyotikler Diğer İlaçlara Benzemez

PROF. DR. FERHAN ÖZ, VÜCUDUN GELİŞTİRDİĞİ ANTİBİYOTİK DİRENCİNE DEĞİNEREK ÜLKEMİZDE BİLİNÇSİZ ANTİBİYOTİK KULLANIMININ HALEN ÇOK YAYGIN OLDUĞUNU VURGULUYOR.

“Çocuklar için tadı uygun, enfeksiyona özgü spektruma sahip bir antibiyotik seçmek ve ayrıca aileyi çok iyi bilgilendirmek lazım. Antibiyotik tedavisinin süresi, ilaç kullanım saatleri, dozun atlanmaması gereğinin çok detaylı anlatılması gerekiyor. Hatta özellikle doz atlamanın sonuçlarının da çok iyi açıklanması şart…”

Ülkemizde pek çok kişi sağlıkla ilgili konulara merak duymaya başladı başlamasına ancak hâlâ medya okuryazarlığı konusunda çok da iyi bir ilerleme kaydedemediğimiz çok açık. Bu gerçek bilinçsiz antibiyotik tüketimi ile de kendisini gösteriyor. Özellikle çocuklarda enfektif KBB hastalıklarında antibiyotik kullanımı konusunda görüşlerine başvurduğumuz Prof. Dr. Ferhan Öz, Sağlık Bakanlığı’nın öncelikli toplum sağlığı projeleri arasında antibiyotik kullanımı konusunda bilinçlendirme çalışmalarının da yer alması gerektiğini ifade ediyor. Prof. Dr. Öz, Kanada başta olmak üzere belli başlı ülkelerde antibiyotik kullanımı konusunda çeşitli sınırlamalar uygulandığını ve bir haftalık gözlem sonucunda antibiyorik kullanımında karar kılındığını da ifade ediyor. Bugün pek çok uluslar arası kılavuzda yer bulan bu uygulamanın ne yazık ki Türkiye’ye adaptasyonunda sıkıntı çekildiğine işaret eden Prof. Dr. Öz, hatalı antibiyotik kullanımının direnç geliştirmesi sebebiyle ileri yıllarda daha farklı sorunlar doğurduğunun da altını çizdi.

Türkiye’de antibiyotik kullanımını değerlendirmenizi istersek hangi konulara dikkat çekersiniz?

Bence Türkiye’de, diğer ülkelere nazaran çok daha fala sayıda antibiyotik reçetelendiriliyor ve daha fazla satılıyor. Yine ülkemizde diğer ülkelerden daha fazla sayıda eşdeğer antibiyotik var. Çok fazla miktarda ilaç firması bu antibiyotikleri pazarlıyor. Ancak en önemlisi, başka ülkeler hakkında çok fazla bilgim yok ama Türkiye’de antibiyotikler neredeyse reçetesiz satılıyor. Dolayısıyla hem hekimler hem de hastalar tarafından bu antibiyotikler bazen bilinçli bazen de bilinçsizce yoğun miktarda tüketiliyor. Sonuçta da çok açık bir şekilde Türkiye’de bilinçsiz antibiyotik kullanımının yaygın olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden de hekimler olarak çoğu zaman hastalarda artan direnç oranlarıyla sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu durumun acilen kontrol altına alınabilmesi için antibiyotiklerin mutlaka reçeteli satılır hale getirilmesi gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’nın öncelikli adım atması gereken konuların başında bu geliyor.

Özellikle pediatrik hastalarda antibiyotik seçiminde hangi kriterlere uyulması gerekir?

Özellikle çocuk ve bebek hastalarda antibiyotik kullanımında önemle üzerinde durulması gerkeen hususlar var: Kilo, boy oranı; hastalığın türü; alerjileri; antibiyotik kullanılmasının şart olup olmadığı gibi… Oysa bize gelen hastaların büyük bir bölümünde aile kendince uygun gördüğü bir antibiyotiği kullanmaya başlamış oluyor. Dikkat çekiyorum; bir doktorun reçetelendirdiği değil, kendince uygun bulduğu bir antibiyotiği kullanıyor! Çoğu zaman zaten hekime kendi uyguladığı antibiyotik tedavisi sonucunda sorun yaşayan, ilacın işe yaramadığı durumlarda geliyorlar. Bir de hekime hiç gelmeden eczaneden keyfince seçtiği bir antibiyotikle tesadüfen iyileşen ve hiç hekime gelmeyen bir hasta grubu daha var.

Antibiyotik kullanımı konusunda bu ülkede ciddi bir karmaşa yaşandığını düşünüyorum. Oysa pediatrik hastalar başta olmak üzere karşılaştığımız tüm enfeksiyon hastalarında, o enfeksiyonun viral mi yoksa bakteriyel mi olduğunu tespit ediyoruz. Bakteriyel enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı şarttır. Viral enfeksiyonda ise kesinlikle antibiyotik kullanılmaz. Antibiyotik tedavisine başlamadan önce hastadaki enfeksiyon durumunun ayrımının mutlaka yapılması gerekir; aksi halde tedavi başarısız olduğu gibi gereksiz ilaç kullanımına da gidilmiş olur. Farklı ülkelerde farklı uygulamalar yapıldığı da oluyor elbette. Örneğin Kanada’da yapılan çalışmalar sonucunda, her enfeksiyonun ilk başta viral enfeksiyon olarak kabul görmesi ve yedi gün boyunca antibiyotik kullanmaksızın sorunun seyrinin izlenmesi söz konusu. Yedi gün sonunda herhangi bir iyileşme gözlenmezse antibiyotik tedavisine başlanıyor Kanada’da. Bu model daha sonra başka ülkelerde de benimsenmeye başladı ve birçok kılavuza girdi. Bizim ülkemizde böyle bir şey yapabilmek kolay mı sizce? Erişkinleri farklı boyutta ele alınabilir; onlara durum rahatlıkla izah edilebilir ama özellikle pediatrik hastalarda başta aileler ciddi tepki gösteriyor. Çocuğu ateşli bir anneye beş ila yedi gün beklemesini söylemeniz mümkün değil bizde. O yüzden pediatrik hastalarda antibiyotik kullanımına karar vermeden önce enfeksiyonun türünü çok iyi tespit etmek gerekiyor. Tespitinizi yaptıktan sonra doğru antibiyotiği seçme aşamasına geçiliyor. Çocuk için tadı uygun, söz konusu enfeksiyon için iyi bir spektruma sahip bir antibiyotik seçmek ve ayrıca aileyi çok iyi bilgilendirmek lazım. Antibiyotik tedavisinin süresi, ilaç kullanım saatleri, dozun atlanmaması gerekliliğinin çok detaylı anlatılması gerekiyor. Hatta özellikle doz atlamanın sonuçlarının da çok iyi açıklanması şart… Doz atlanması yüzünden yaşanan bir direnç gelişiminin çocuğun yaşamında nelere yol açabileceğini aileye söylemekte fayda var. Şu unutulmamalı; antibiyotikler antienflamatuar ilaçlara benzemez. Antibiyotik kullanımı hususunda çok ciddi ve dakik olmak gerek.

Bir başka önemli konu da, doz ayarlaması ve tedavi başarısıdır. Çocuğu kilosuna göre uygun dozu vermediğiniz takdirde direnç gelişimine yol açmış olursunuz. Keza çocuğun alerjik reaksiyonları ve yan etki duyarlılığı da önemli bir rol oynuyor. Bakteriyel enfeksiyon durumunda kullandığınız antibiyotiğin tedavi başarısı sağlamaması durumunda ise seçeceğiniz ikinci antibiyotik, tamamen sizin ilgili enfeksiyonlardaki direnç sorununa ilişkin bilginize dayanır. Hekim olarak siz bu bilgiye sahipseniz, en uygun ve etkin ilacı seçebilirsiniz. Böyle durumlarda aynı antibiyotiği kullanmaya devam ederseniz hem direnci artırırsınız hem de gereksiz bir tedavi uygulamış olursunuz. Fakat açıkçası şahsi önerim ve izlenmesi gereken en doğru yol, ailelerle konuşarak çocuğa mümkün mertebe antibiyotik verilmemesini sağlamaktır. Zira çocuklarda görülen enfeksiyonlar üzerinde yapılan çalışmalar, bu enfeksiyonların % 50’sinin viral % 50’sinin bakteriyel olduğunu ortaya koyuyor. Hatta birçok ülkede % 50’den fazlası viral… O yüzden ilk etapta bir haftalık süreyi antibiyotik kullanmadan atlatmak ve gözlemlemek ardından gerektiği takdirde antibiyotik kullanmaktır. Ancak ülkemizde ne yazık ki bu uygulama konusunda ciddi bir aile direnci gözlemliyoruz. Biz hekimler antibiyotik reçetelendirmesek bile aile gidip eczaneden antibiyotiği alıp çocuğuna içiriyor.

Bir de şu var tabii, vatandaşlarımız hem kendileri hem de çocuklarında antibiyotik tedavisini genellikle yarıda kesiyor. Kendilerini biraz iyi hissettikleri zaman iyileştim artık deyip hekime danışmaksızın antibiyotik kullanmayı bırakıyorlar ki bu da çok ciddi sorunlar doğruyor ilerleyen günlerde…

Bakın ilginç bir detay; hiçbir ülkede Türkiye’deki kadar çok sağlıkla ilgili televizyon programı yok. Halkımız son yıllarda bu konulara çok meraklı ve açıkçası bilinçlenme konusunda adımlar atıyor. Ancak bu kadar enformasyona rağmen hâlâ gidip kafasına göre antibiyotik satın alabiliyor; hâlâ gidip kulaktan dolma ilaçlarla kendisini tedavi etmeye çalışabiliyor. Buradan çıkan sonuç, televizyon kanallarının hepsinde yayımlanan sağlıkla ilgili programların aslında temel işlevini ve misyonunu yerine getirmediğidir. Bu hem ilginç hem de trajik bana göre… Türkiye’de toplum sağlığını korumak konusunda en temel husustur antibiyotik direnci… Hipertansiyon, diyabet, onkoloji ve estetik cerrahi kadar önemli bir sorundur bu.

Çocuklarda sıklıkla görülen akut tonsillofarenjit ve akut otitis mediada klinik belirtiler nelerdir?

Bilhassa çocuklarda akut tonsillofarenjit belirtilerinin başında boğaz ağrısı, halsizlik, iştahsızlık geliyor. Bu belirtilerin dışında bazen servikal bölgede ağrılı lenfadenopatilerle karşılaşılıyor. Çocuk genellikle huzursuz oluyor. Akıntı ile birlikte öksürük gelişimi de gözlemlenebiliyor. Bazen boğazda beyaz plaklar olabiliyor. Bazen de koyu kırmızı bir boğaz mukozası ile seyreden bulgular olabiliyor. Bunun dışında çocuğun ateşinin yükselmesi, burun akıntısı gibi belirtiler olabiliyor da olmayabiliyor da. Sistemik belirtiler arasında bel ağrısı, halsizlik, iştahsızlık olabiliyor.

Akut bakteriyel otit medyada çocuk mutlaka ağrıyı hisseder. Bu çocukların çoğunda mutlaka üst solunum yolu enfeksiyonu vardır. Çünkü o sağlam zarda orta kulağa hiçbir şekilde bakteri ulaşamaz. Bakteri orta kulağa tuba östaki yoluyla gider. Bu yolun kullanılabilmesi için nazofarenkste bir enfeksiyon durumu olması gerekir. Bakterinin orta kulağa ulaşmaması durumunda ki bu seröz otit mediada görülür nazofarenksteki ödem, o bölgedeki enflamasyon tubanın ağzına tıkar ve içeride seröz otit olabilir. Ardından o sıvının içerisinde bakteri gelişebilir yahut hiç bu evrelere ulaşmadan nazofarenksteki bakteri direkt ortakulağa ulaşabilir. İşte bu tip bir tabloda çocuk ağrıyı hisseder ve ardından bir kulak akıntısı yaşayabilir. Bu vakalarda hafif bir işitme kaybı da görülebilir.

Tedavi protokolleri ne öneriyor?

Her iki hastalıkta da tedavi için çeşitli araştırmalar ışığında harekete geçeriz. Akut tonsillofarenjitte bizim karşılaştığımız mikroorganizmalar önemlidir. Burada A grubu beta hemolitik streptokoklarla karşı karşıya iseniz, antibiyotik tedavisi uygulamak zorundasınız ve penisilin tercih etmek zorundasınız. Elinizde penisilin yoksa benzeri antibiyotikleri kullanırsınız: Amoksilin, makrolidler, ikinci ve üçüncü kuşak sefalosporin ürünleri gibi… Bunlar etkinlikleri belirli oranlarda kanıtlanmış ürünlerdir. Akut tonsillofarenjit viral kökenli ise o zaman hastalık izlenir; izlem sonunda hastanın şikayetleri artarsa antibiyotik kullanımına karar verilir.

Akut bakteriyel otit medyada ise akıntı, zarda delinme gibi sorunlar söz konusu ise antibiyotik kullanmak zorundasınızdır ancak bu noktada ilk seçenek antibiyotiğiniz amoksilin olur ve ardından başka antibiyotikler seçebilirsiniz. Yine akut otit medyada etkinliği kanıtlanmış antibiyotikleri ele alırsınız: Yeni bir makroid grubu, yeni bir ikinci kuşak sefalosporin grubu gibi…

Antibiyotiğin yan etki profili ve tadının tedavi sürecindeki öneminden bahseder misiniz?

Özellikle tad, erişkinlerde o kadar değil ama çocuklarda ilaca devam etme bakımından çok önemli bir etmen. Aksi takdirde ilacı çocuğa veremiyorsunuz, içmiyor veya kusuyor.

Yan etkilerle ilgili ise özellikle şunu vurgulamak istiyorum. Daha önce antibiyotik alerjisine ilişkin bir bulgunuz varsa o zaman antibiyotik kullanımında çok dikkatli olmak gerekli. Bilhassa pediatrik hastalarda aile çocukta ishal ve benzeri gibi etkilerden bahsediyorsa o anda ilacı bırakmalısınız. Keza erişkinlerde hasta yakınlarının anlattıklarına da önem vermek gerekiyor. Ancak şu bir gerçek ki günümüzde antibiyotiklerin büyük ve sarsıcı yan etkilerine rastlamıyoruz.

Prof. Dr. Ferhan Öz
İstanbul KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Grubu
Kulak Burun Boğaz Uzmanı 

 

Yayınlanma: 16.10.2009 | Görüntülenme: 26621
    Yorum Abonelik
    Oyla!
    Yorum Yaz
    Yorumlar:
    hemsirehayriye 5.12.2014 23:54:20
    2014 Hemşirelik mezunuyum kayseri ilinde ASE olarak calismak istiyorum .
    İlgilenen aile hekimlerinin ulasmasini bekliyorum.
    Not : Taşrada da calisirim.
    İletişim : 05536053678
    Tesekkurler
    Etiket Ekle
    Etiket:

    Kullanıcı:
    Parola:
    Yeni Üyelik Parola Hatırlat

    Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Kullanım Şartları | Gizlilik Politikası



    radyo dinle aşı takvimi podcast tips blog video blog kongre online dinle peaceful videos music videos blog klip şarkı sözü lyrics videos ilahi ezgi dinle