Sağlık Sisteminde Merkezi Role Sahip Olmak
Prof. Dr. Sabahattin Aydın

Bilindiği gibi, temel sağlık hizmetleri politik anlamda ülkelerin gündemine bir sağlık politikası olarak Dünya Sağlık Örgütü Alma Ata Bildirgesinden sonra oturmuştur. Alma Ata Bildirgesi temel sağlık hizmet-lerini neredeyse sağlıkla ilgili her şeyi kapsayacak tarzda ele almış, birçok sektörün kapsamı ve koordinasyonunu öngören geniş bir bakış açısı ortaya koymaya çalışmıştır.1 Önemli bir politikaya doğru yönlendirme yapmıştır. Fakat hızlı gelişen süreçte uygulanabilir ortak bir anlayış ortaya koymada yetersiz kalmıştır. Ancak çakılan bu kıvılcım, sağlık sistemlerini gösterilen hedefe doğru ilerleme arayışına itmiştir.

 Bu süreçte, birinci basamak sağlık hizmetleri, genel pratisyenlik ve aile hekimliği gibi kavramlar gündeme oturmuş, bütün sağlık sistemlerinin bütüncül bir şekilde gözden geçirilmesinin yolu açılmıştır. Sağlık sistemleri klasik tanı ve tedavi anlayışının çok ötesinde koruyucu sağlık hizmeti, toplum hekimliği, sağlıkta yetkin olmak, sağlık davranışı, sağ-lık eğitimi, sağlık okur - yazarlığı, sağlık teşviki ya da sağlığın geliştirilmesi gibi kavramlarla sorgulanır olmuştur. Günümüze değin değişen dünya konjonktürüne bağlı olarak birinci basamak sağlık hizmetleri yeniden ele alınmaya başlanmış, Dünya Aile Hekimleri Birliği (WONCA) gibi örgütler kendi ilgi alanlarını netleştirmek için yeni tanımlamalar yapma ihtiyacı duymuşlardır .2,3

 WONCA - Avrupa bölgesinin 2002 yılında yaptığı tanım-lamaya göre aile hekimliği ve aynı anlamda kullanılan genel pratisyenlik, kendine özgü eğitim içeriği, araştırması, kanıt temeli ve klinik uygulaması olan akademik ve bilimsel bir disiplin ve birinci basamak yönelimli klinik bir uzmanlıktır.3

Sağlık Bakanlığının uygulamalarına esas teşkil eden Aile Hekimliği Türkiye Modeli adlı kitapçıkta genel pratisyenlik/aile hekimliği disiplini, kendi eğitim müfredatı, araştırmaları, kanıta dayalı klinik uygula-maları olan, birinci basamak sağlık hizmetine yönelmiş akademik ve bilimsel bir disiplin ve klinik uzmanlık dalı tanımlamasıyla adeta WONCA' nın görüşünü tekrarlamaktadır.4

 Aile hekimliği sağlık sistemiyle ilk tıbbi temas noktasını oluşturur; hizmet almak isteyenlere açık ve sınırsız bir giriş sağlar; yaş, cinsiyet ya da kişinin başka herhangi bir özelliğine bakmaksızın tüm sağlık sorunlarıyla ilgilenir. Sağlık kaynaklarının etkili kullanımını sağlar. Bunu bireylere sunulan bakımı koordine ederek, birinci basamakta diğer sağlık çalışanlarıyla birlikte çalışarak ve gerektiğinde hasta adına üstlendiği savunmanlık göreviyle diğer uzmanların sunduğu hizmetlerle teması yöneterek yapar. Bireye, ailesine ve topluma yönelik kişi- merkezli bir yaklaşım geliştirir. Kendine özgü bir hastayla görüşme süreci vardır. Bu süreç, etkili bir iletişimle doktor ve hasta arasında zaman içinde gelişen bir ilişki kurulmasını sağlar. Sağlık hizmetlerinin hastanın gereksinimleriyle belirlenen sürekliliğini sağlamaktan sorumludur. Rahatsız-lıkların toplum içindeki prevalans ve insidansının belirleyici olduğu özgün bir karar verme süreci vardır. Hastaların akut ve kronik sağlık sorunlarını aynı anda yönetir.5

Bir tıp disiplini olarak aile hekimliği ya da genel pratisyenlikten söz edildiğinde artık yaygın bir uzlaşma zemini bulduğumuzu söyleyebilirim. Bu tıp disiplininin bir uzmanlık dalı olduğu veya olması gerektiği görüşü bireysel hekimlik kavramına karşılık toplum hekimliği anlayışı ileri sürülerek zaman zaman karşı koymalara muhatap olmaktadır.6 Ancak ister uzmanlık dalı olsun ister olmasın, birinci basamak hekimliğinin tıp fakültesi sonrasında ilave bir eğitim gerektirdiği ve diğer uzmanlık dallarından aşağı bir seviye ifade etmediği, etmemesi gerektiği konusu tartışmadan uzaktır.

Ülkemizde 1983 yılında Tababet Uzmanlık Tüzüğünde aile hekimliği uzmanlığı yer almıştır. Müfredatı ile eğitim alanlarının uygunluğu ve yeterliliği tartışmalı olsa da, bu tarihten beri uzmanlarımız yetişmektedir. Ancak bugüne geldiği-mizde, binden biraz fazla aile hekimi uzmanı yetiştirdiğimiz gerçeği ile yüz yüze kalıyoruz. Yaklaşık yüz bin hekimin olduğu bir ülkede sadece %1'lik bir kısmının birinci basamak sağlık hizmetlerine yönelik bir tıp disiplini içinde yetiştirilmesinin çıkmazlarını sorgulamak ve sorunu çözmek üzere adımlar atmak zorundayız. Tablonun daha vahim yönü bu doktorlarımızın da asli görevleri dışında, hatta genel tababet harici işlerde istihdam edilir olmasıdır. 2006 yılı sonu verilerine göre Sağlık Bakanlığında 550, Üniversitede 58 aile hekimliği uzmanı görev yapmaktadır; 187 kişi de serbest çalışmaktadır.7 Buna göre aktif çalışan aile hekimliği uzmanı sayısı sadece 795 tanedir. Kamuda çalışanların ise sadece 182 tanesi birinci basamakta görev yapmaktadır. Eğer gerekli olan bir tıp disiplininden bahsediyorsak, bu tıp disiplininin önünü açacak, o alanda çalışmayı özendirecek önlemler almamız, adımlar atmamız gerekmez mi?

Önceden hükümet tabipliği, 1960 sonrası sağlık hizmetlerinde sosyalizasyon politikaları çerçevesinde sağlık ocağı tabipliği altında pratisyen hekimlerle birinci basamak sağlık hizmetlerini zaten yürütmekte olduğumuz, bu yüzden aile hekimliği uzmanlığına gerek duymadığımız ileri sürülebilir. Yani yukarıdaki dramatik sonucu bu savla açıklamaya çalışabiliriz. Bu ne kadar gerçekçi bir iddia olur? 2006 yıl sonu itibarıyla hekim sayılarımıza bir göz atarsak çarpıcı sonuçlarla karşılaşırız.7

2006 yılı itibarıyla Türkiye de aktif olarak birinci basamak sağlık hizmetlerinde çalışan pratisyen doktor sayısı 17370' dir. Özel sektörde 3208, üni-versitelerde 231, yataklı tedavi kurumlarında 8056 ve sağlık müdürlüklerinde 972 pratisyen doktor görev yapmaktadır. Bunların hepsini dahil etsek toplam aktif çalışan pratisyen doktor sayımız 29837' yi ancak bulmaktadır. Diğer taraftan ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında aktif çalışan uzman hekim sayısı özel sektör, üniversite ve Sağlık Bakanlığı toplamı 50058' dir. Eğitim hastanelerinde görevli 17913 asistan ve yataklı tedavi kurumlarında çalışan 8056 pratisyen doktor da bu sayıya dahil edildiğinde, ikinci ve üçüncü basamakta toplam 76027 doktorun görev yaptığı ortaya çıkar.

Görülüyor ki, birinci basamak ile 2. ve 3. basamak hekim oranı 1/4,3 civarındadır. Asistanları hesaba katmadan, pratisyen hekimleri birinci basamağa, uzman hekimleri 2. ve 3. basamağa kesin sınırlarla zorlayan yasal bir düzenleme yapılsa bile bu oran ½ (25426 / 50058) olacaktır. Bu durumda sistemin giriş kapısını oluşturacak, her türlü koruyucu hizmetleri, çevre sağlığı hizmetlerini, adli tabiplik hizmetlerini yürütecek ve pratisyen hekime dayalı bir birinci basamak sağlık hizmeti varlığından söz edebilir miyiz?

Tabii bu duruma gelmemiz uzunca bir sürecin eseridir. Bunu geçmiş iktidarların kötü niyetiyle, sosyalizasyon düşmanlığıyla vs. açıklamaya çalış-mak en hafif ifadeyle ucuz bir yaklaşım olur ve başımızı kuma gömmekten başka işe yaramaz.

Birinci basamak sağlık hizmetlerini gittikçe yok olmaya zorlayan bu süreci bugün için tam olarak durdurabildiğimizi iddia edebilir miyiz? Gelin olaya bir başka açıdan bakalım. Son 5 yılda sırasıyla tıpta uzmanlık eğitimi için açılan kadrolar 4949, 4453, 6079, 6513 ve 6304' tür.8 Son yıllarda aile hekimliği asistanlık kadrolarında yapılan artışın bu sayılarda etkisini göz ardı etmemekle birlikte çok dikkat çekici bir durum karşımıza çıkmaktadır.

Geçtiğimiz yıl 2545 erkek ve 1836 kız olmak üzere tıp fakültelerimizden toplam 4382 kişi pratisyen hekim olarak mezun olmuştur.9 Bu kadar kişiyi mezun verip sonra bunun bir buçuk mislini dal uzmanlığı için asistanlık eğitimine alırsak veya almaya devam edersek gelecekte bugün olduğu kadar da pratisyen hekime dayalı bir birinci basamak sağlık hizmetinden bahsetme şansımız kalmayacaktır. Hele koruyucu hekimlik uygulamalarını birinci basamakta yürütmek ve sisteme başvuran hastaların giriş kapısı olarak birinci basamağı görmek, yani milyonlarca başvuruyu bu alanda göğüslemek hayal bile edilemeyecektir. Bu gün dahi bu isteklerimizin ne kadar uygulanabilir olduğunu iyi analiz etmek zorundayız.

Yukarıda değindiğim gibi, sağlık hizmetlerinde sosyalizasyonu geçmiş iktidarların kasten uygula-madıkları şeklinde ucuzcu bir yaklaşıma girerek sorunu görmemezlikten gelmek bir yarar sağlamayacaktır. Bu durumdan kimler sorumlu değil ki? Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının ?sigorta aidatı ödenmesine? ve ?vasıtalı ve vasıtasız vergilere? ilişkin maddelerini yasalaştırmayarak bütünlüğünü bozanlar suçlu değimli?10 Aynı kanunun sözleşmeli personel istihdamını (1 - 3 yıllığına mukavele imzala-ma) öngören 24. maddesini göz ardı edenler ve 27. ve 32. maddelerinde yer alan ?ücret mukabili muayene ve tedavi? yi görmek istemeyenlere ne diyebiliriz? Politik çıkarları için uygunsuz yerlere sağlık ocağı inşa ettiren yerel politikacıların hiç mi suçu yok? Sözleşmeli istihdamı uygulamayan, devlet memuru ücretlendirmesini sıkı kalıplara sokan mali politikalar masum mu? Uzmanlık eğitimini sopanın ucundaki havuç gibi tutan anlayış, tıp eğitiminin başarısını TUS başarısı gibi görmeye iten dürtü, bu sorumluluktan bağımsız tutulabilir mi? Uzman hekimlerin serbest muayenehane açabilmeleri ve kamunun imkanlarını bu muayenehanelere arka bahçe haline getirmeyi teşvik eden organizasyonların, vatandaş nezdinde pratisyen hekimin önemini düşürecek yönlendirilmiş haberlerin, propagandaların hiç mi etkisi yok? Üni-versite hastaneleri ve eğitim hastanelerinde poliklinikleri asistanlara teslim eden ve klinik yüklerini üstlerine yıkabilmek için daha çok asistan talep eden eğiticiler çok mu masum? Sağlık insan gücü planlaması kaygısı duymadan, kliniğindeki işi bahane edip fazla asistan talep eden, tabloyu görmemezlikten gelerek kendisine yeterli asistan kadrosu verilmediğinden şikayet eden üniversite hocası, klinik şefi sorumluluktan uzak olabilir mi? Doktor enflasyonundan bahseden ve her uygulamaya karşı çıkmayı ilke haline getiren meslek örgütlerinin hiç mi vebali yok? Ülkedeki ve dünyadaki değişim sürecine ayak uyduramayan, sağlıkçıların, yönetici-lerin, politikacıların masum olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu soruları çoğaltmamız mümkündür.

Suçlu aramaktan çok çözüm için adımların atılması gere-kiyor. Çözüm anlamına uzlaş-tığımız, hemfikir olduğumuz bir noktanın var olduğunu sanı-yorum. Bu da birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlen-dirilmesi ve diğer hizmet düzey-leri üzerinde yetki ve kontrol sahibi olacak bir yapıya kavuşturulmasıdır. Bu hizmet basamağını güçlendirmenin ön şartı bu alanda çalışmayı özendirmek ve çalışanları eği-timle desteklemektir. Bu eğitime, ister hizmet içi eğitim, ister sürekli eğitim, isterseniz uz-manlık eğitimi açısından baka-lım, gerekliliği tartışmasızdır. Zaten Avrupa Birliği direktifi de bu yöndedir.

Pratisyen hekimlerin görev başında iken sürekli eğitimlerini sağlayıp birinci basamak hizmetlerinde beklenen düzeye ulaşabiliriz. Ancak bunu sağlayacak sürekli bir motivasyon aracı bulmak zorundayız. Sertifikasyona dayanmayan gönüllü eğitimler geçici olma tehlikesi taşır. Daha çok uzun vadede hedeflediğimiz zorunlu, uzmanlığa dayalı eğitim için bir geçiş olarak böyle bir yolu izlemek gerçekçi olabilir. Uyum eğitimi ile başlanan ve müfredatı tamamlanan modüler eğitimle devam edecek olan aile hekimliği eğitimleri bunun örneğidir. Birçok ülke de benzer yol izlemektedir. Hatta bu eğitimi uzmanlığa ulaşacak şekilde yeterli süre ve yoğunlukta tutarak bir hedef koymak çok daha teşvik edici olacaktır.

Uzmanlığa dayalı eğitim uzunca bir zaman gerektirir. Bu alanda uzman hekim yetiştirmeyi hedeflediğimizde, uzun süreli eğitimin sonucunda yetiştirdiğimiz uzmanların beklentilerine cevap verecek bir çalışma ortamı hazırlamamız gerekir. Uzman hekimler için cazip olacak bu ortamı şimdiden hazırlamazsak böyle bir eğitimi de teşvik etmemiş oluruz. Bugün geldiğimiz noktada 20 yılda yetiştirdiğimiz aile hekimliği uzmanlarının çok az sayıda olması, onların kendi tıp disiplinlerine uygun cazip bir istihdam alanı oluşturamadığımızdan ve bu uzmanlık alanına yeterli talebi doğuramadığı-mızdandır. Bu kısır döngünün farkına varmak ve zinciri bir yerinden kırmak zorundayız. Kısacası hizmet sunanları ve hizmet alanları ulaşmak istediğimiz hedefe doğru yönlendirecek, toplumsal akışın yönünü belirlediğimiz hedefe doğru akıtacak bir organizasyona, düzenlemeye yani sisteme ihtiyaç vardır.

Akademik bir disiplin olan aile hekimliğinin bir model veya bir sistem olarak adlandırılması bu disiplin sahiplerince çoğu kez yadırganmakta, karşı çıkılmak-tadır. Bu hassasiyetin tıp disip-lininin gereksiz tartışma ortamı-na çekilerek yıpratılma korku-sundan kaynaklandığını sanı-yorum. Böyle bir hassasiyeti anlayışla karşılamak gerekir. Ancak adına ister aile hekimliği uygulaması, ister aile hekimliği modeli, ister sağlık sisteminin birinci basamak ağırlıklı şekillendirilmesi veya sağlık sisteminin güçlendirilmesi diyelim, sonuçta bir akademik disiplinin gerektirdiği hizmet ortamını oluşturmaktan, yani bir organizasyonel değişiklikten söz ediyoruz.

Alma Ata Bildirgesi temel sağlık hizmetlerini ta-nımlarken, toplum içindeki faydaları ailelere ve bireylere evrensel normlar ile sunmayı amaçlayan pratik, bilimsel olarak uygun ve sosyal yönden yeterli metod ve teknoloji üzerine kurulmuş sağlık hizmetlerinden bahseder.1 Yani uygun ve yeterli metod ve teknoloji gerekmektedir. Ülkemizde sağlık hizmetlerinde sosyalleştirmenin mimarı, entegre örgütlenme modelinin en basitinin çağdaş aile hekimliği olduğunu belirtirken bir modelden, uy-gulama biçiminden, yani sistemden bahset-mektedir.11

Dünya Sağlık Örgütü ve WONCA' nın birlikte düzenledikleri ?Tıp eğitimi ve uygulamalarını insanların gereksinimlerini daha iyi karşılar hale getirmek: aile hekiminin katkısı? konulu Ontario- Kanada konferası dökümanında genel pratisyen ya da aile hekiminin, sağlık hizmet sistemlerinde kaliteye, sosyal adalete, etkinlik ve düşük maliyete ulaşılmasında merkezi role sahip olması gerektiği vurgulanmaktadır.5,12 Sağlık hizmet sisteminde merkezi rol almak için sitemdeki rollerin iyi tanımlanması, bu rolleri teşvik edici unsurların hayata geçirilmesi ve bunları olabildiğince kalıcı hale getirecek teknik ve mevzuat alt yapılarının oluşturulması gerekmektedir. Yani amaca hizmet edecek organizasyonel düzenlemeler kaçınılmazdır. Bu da nasıl adlandırırsak adlandıralım sağlık sistemine ilişkin bir değişimdir.

Bu değişimin ayak seslerinden biri olan yasanın 2. maddesinde aile hekimi, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabip, olarak tanımlanmıştır.13

Bu tanımlamaya biraz analitik bir gözle bakarsak,
1-Aile hekiminin kısa bir görev tanımı yapılmaktadır; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak yapacak ve gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti verecektir.
2-Çalışma ortamı kurumsal tanımlanmamakta, belirli bir mekandan söz edilmektedir, yani çalışma ortamına esnek yaklaşılmaktadır.
3-Tam gün esasına göre çalışmayı şart koşmaktadır,
4-Yine esnek bir yaklaşımla gezici sağlık hizmeti öngörmektedir,
5-Öncelikle aile hekimliği uzmanı olmasını istemek-tedir,
6-İkincil olarak, öngörülen eğitimi almış diğer doktorları (pratisyen veya uzman) kapsama almaktadır.

Çalışma mekanı, tam gün çalışma, gezici sağlık hizmeti gibi konular bu yazının kapsamı dışındaki hususlardır. Buradaki kısa görev tanımı, ilgili yönergedeki toplum hekimliği görevleri ile bir arada değerlendirildiğinde, bütüncül bir birinci basamak görev tanımı yapılmak istendiği görülecektir.14 Esas dikkatimizi çeken husus, birinci basamağa yönelik görevlendirmenin öncelikle uzmanlık düzeyinde ele alınmasıdır. Yürürlükteki mevzuatımızda sağlık ocaklarında aile hekimliği uzmanı ve halk sağlığı uzmanı dahil, uzman hekim görevlendirmesi yapılmazken bu düzenlemede birinci basamak hizmet tanımının ardından aile hekimi uzmanı yer almaktadır. Bu aile hekimliği uzmanlık eğitimine verilen bir değer olmanın ötesinde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin uzmanlık düzeyinde ele alınması anlayışını siteme kabul ettiren önemli bir noktadır. Yasa hedefine birinci basamak sağlık hizmetleri için uzmanlık düzeyinde eğitimi yani aile hekimliği uzmanlığını koymuştur.

Toplum sağlığı merkezlerinde topluma yönelik koruyucu sağlık hizmetlerini yürütecek ve adeta sistemin denetimini üstlenecek olan halk sağlığı uzmanı kadrolarına yer verilmesi ise ayrıca dikkate değer bir husustur.14 Birinci basamak, aile hekimliği uzmanı ve halk sağlığı uzmanının birlikte sahiplendiği entegre bir hizmet alanı olacaktır.

Bununla birlikte söz konusu yasa maddesi, yukarıda sözü edilen doktor sayılarını göz ardı etmeyerek, konan hedefe giderken mevcut pratisyen hekimlere ve hatta diğer uzmanlık dallarında eğitim görmüş doktorlara birinci basamak için ilave eğitim ön görerek sistemin kapısını açmıştır. Bu bir zorunluluktur ve belki bu zorunluluğun tamamen ortadan kalkması on yıllar alacaktır. Sistemlerde değişiklik öngörüldüğünde, uzun vadeli hedefler net belirlenmeli ancak o hedefe gidilen süreçteki ara kademelerde boşluk bırakmamalıdır. Yeterli düzeyde eğitim almış, yeterli sayıda aile hekimliği uzmanına sahip olduktan sonra bir sistem oluşturmak öngörüsü hayalcilikle bile izah edilemez. Zira yeterli sayıda ile hekiminin yetiştirilmesinin ne kadar zaman alacağını, bu süreçte uygun çalışma ortamı oluşturulmadığı için yine kısır döngü içine gireceğimizi hatırlatmaya gerek bile yok sanırım. Her geçen gün uzmanlaşmanın daha fazla olması için yeterli teşvik görmesi gerekir. Bu teşvik özlük haklarındaki farklılaşmayla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.15 Ancak ne derece yeterli olduğunu uygulamalar gösterecektir.

Sağlık sisteminin tasarlanan öngörülerinin gerçekleşmesi için birinci basamak sağlık hizmetlerine olan ilginin hem hizmet alanlar hem de hizmet sunanlar düzeyinde artırılması gerekmektedir. Birinci basamak sağlık hizmetinin başarısı, bu sahada görev yapanlara en az sağlık sisteminin diğer alanlarında görev yapanlara eş değer statü ve özlük hakkı kazandırmakla mümkün olacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü etkin sağlık hizmeti sunumlarını şu şekilde karakterize etmektedir:
a)temel hizmetler öncelik verilmesi;
b)uygun organizasyon ve finansman;
c)hizmette sürekliliğin sağlanması;
d)uygun ekipman ve kolaylıklar;
e)sağlık hizmetini sunanların yeterli şekilde eğitimi ve desteklenmesi.16,17

Aile hekimliği uygulaması ile yapılmak istenenler bunlardan başka bir şey değildir. Sistemlerin değişimleri doğrudan erişkin davranış değişiklikleri gerektirdiğinden sancılı olur. Sadece bilgi ve birikim sistem değişikliği için yeterli değildir; kararlılık ve cesaret de gerekir. Zira değişimler her zaman, mevcut düzensizlikte düzenini kurabilmiş olan kesimlerin doğal güdüsünün verdiği enerjiyle kendi karşıtlarını da doğururlar. Buna rağmen atılan doğru adımların önlenemez sonuçları, ortaya çıkan manzaranın örtülmesine imkan tanımıyor. Sağlık sistemimizde bir şeyler değişiyor ve aile hekimliği pilot uygulamasını yerinde gözlemleyen bir gazeteci gözüyle "aile fotoğrafında hekime yer açılıyor."18

Kaynaklar:

1.Declaration of Alma-Ata, International Conference on Primary Health Care, Alma-Ata, USSR, 6-12 September, 1978
2.Primary Care in the Driver's Seat: Saltman R.B, Rico A, Boerma W. (editors). European Observatory on Health Systems and Policies, 2005
3.WONCA Europe 2002, The European definition of general practice/family medicine. Türkçe Çeviri ED: Başak O. Haziran 2003. Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği Yayını
4.Aile Hekimliği Türkiye Modeli: Aydın S. (editör), Sağlık Bakanlığı, Ankara 2004
5.Ungan M, Ceyhun A.G: Bir tıp disiplini olarak aile hekimliği, Türkiye'de Aile Hekimliği Dergisi, Eylül-Ekim 2006
6.Boztok D: Toplum Hekimliği Yaklaşımıyla Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın Eleştirisi (Birinci Basamakta Toplum Hekimliğine Karşı Aile Hekimliğ).Ankara Tabip Odası Nevzat Eren Halk Sağlığı Sempozyumu 13 Mart 2004, Ankara
7.Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü verileri 31.12.2006
8.TUS Kılavuzları ve ÖSYM verileri
9.ÖSYM 2005-2006 Öğretim Yılı Yüksek Öğretim İstatistikleri
10.224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkındaki Kanun gerekçe metni, TBMM arşivi.
11.Fişek N.:Halk Sağlığına Giriş, Hacettepe Yayınları, Ankara, 1985
12.Making medical practice and education more relevant to people's needs. WHO-WONCA joint conference. WHO-WONCA. Ontario, Canada, 6-8 Nov 1994).
13.Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun, Kanun No: 5258
14.Aile Hekimliğinin Pilot Uygulandığı İllerde Toplum Sağlığı Merkezleri Kurulması ve Çalıştırılmasına Dair Yönerge
15.Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmelik
16.Sağlık sistemleri: performansın artırılması. Dünya Sağlık Raporu 2000
17.Sağlık Sistemlerinin Geliştirilmesinde Aile Hekimliğinin Katkısı: Boelen C, Haq c; Hunt V, Rivo M, Shahady E, (Çeviri editörü: Bilgel N). WONCA, Dünya Aile Hekimleri Birliği
16.Betül Kotan: 02/04/2006 Tarihli Radikal gazetesi


Prof. Dr. Sabahattin Aydın
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı

Yayınlanma: 16.7.2007 | Görüntülenme: 4986
    Yorum Abonelik
    Oyla! 7,7 (2 oy)
    Etiket Ekle
    Etiket:

    Kullanıcı:
    Parola:
    Yeni Üyelik Parola Hatırlat

    Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Kullanım Şartları | Gizlilik Politikası



    radyo dinle aşı takvimi podcast tips blog video blog kongre online dinle peaceful videos music videos blog klip şarkı sözü lyrics videos ilahi ezgi dinle